Her yazarın, kalemi eline aldığı ilk andan itibaren kurduğu bir hayal vardır. Ortaya çıkardığı eserin, yazarlık serüvenindeki zorlu süreçlere değdiğini gösterecek büyük bir başarı hikayesi… Yayımlanan kitabının milyonlarca okura ulaşması, liste başı olması ve bu süreçte iyi bir gelir elde etmesi…
Bu hayaller son derece normal ve insani bir durumdur. Zorlu bir yaratım sürecinin sonunda ortaya çıkan eserin, hak ettiği değeri görmesini dilemek her yazarın en doğal hakkıdır. Ancak bu hayalleri, Türkiye’deki yayıncılık sektörünün gerçekleriyle harmanlamazsak, hayal kırıklığı kaçınılmaz olabilir.

Türkiye’deki Yayıncılık Ekosistemine Bir Bakış
Türkiye, 85 milyonluk dinamik bir nüfusa sahip büyük bir ülke. Ancak bu nüfusun tamamının düzenli okur olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değil. Sınırlı okur kitlesine rağmen, Türkiye’de her ay ortalama 3.000 yeni kitap başlığı yayınlanıyor. Bu devasa sayı, her bir kitabın tek tek okurla buluşma potansiyelini maalesef önemli ölçüde zayıflatıyor. Piyasaya her ay binlerce yeni oyuncunun girmesi, görünürlüğü ve dolayısıyla da satışı zorlaştırıyor.
Bu durumu daha somut verilerle incelemek isterseniz, yeni yazarlara hizmet veren platformları örnek alabiliriz. Örneğin, Kitap Yurdu’nun KDY platformu, bu konuda iyi bir örnektir. Bu platform, genellikle kitabını geleneksel yayınevlerinde yayınlatma fırsatı bulamayan, ilk eserini çıkarmak isteyen yazarların tercihidir. Hizmete girdiği günden bu yana binlerce kitaba ev sahipliği yapmış ve her ay yaklaşık 150 yeni kitabı okurla buluşturmaktadır.
Peki, bu kitapların satış ortalamaları nasıl?
Geriye dönük satış rakamlarına baktığımızda, yayınlanan kitapların büyük çoğunluğunun, piyasada kaldığı süre boyunca ortalama satış adedinin 50’yi aşmadığını görüyoruz. Elbette, bu kuralı bozan, 1.000 veya 1.500 satış rakamlarına ulaşan kitaplar da var, ancak bunlar ne yazık ki istisnai durumlar.
Kalite ile Satış Rakamı Her Zaman Doğru Orantılı Değildir
Yazarların en büyük yanılgılarından biri, yazdıkları eserin kalitesi arttıkça satış rakamlarının da buna paralel olarak artacağı yönündeki beklentidir. Oysa yayıncılık dünyası, bunun her zaman geçerli bir korelasyon olmadığını bize gösteriyor.
Örneğin, edebiyat tarihinin en büyük klasiklerinden Victor Hugo’nun Sefiller romanını ele alalım. Sefiller, yayımlandığı günden bu yana en çok satan kitaplardan biri olmuştur. Ancak romanın yayımlandığı dönemde, bugünkü kadar fazla yazar, matbaa veya dağıtım kanalı yoktu. Sınırlı rekabet ortamı, kitabın kendi dönemi içinde öne çıkmasını kolaylaştırdı.
Peki, Victor Hugo bugün elinde Sefiller ile gelse ve kimsenin tanımadığı bir yazar olarak kitabını yayınlatmaya çalışsa ne olurdu?
Muhtemelen, binlerce kitabın basıldığı, sınırsız alternatifin bulunduğu ve okur sayısının bu kadar düşük olduğu günümüz pazarında, kitabının aynı etkiyi yaratması çok daha zor olurdu. Kitabın kalitesi elbette ki tartışılmazdır ancak pazarın sunduğu koşullar, başarıyı tek başına belirlemez.

En Büyük Meydan Okuma: Kitap Yayımlandıktan Sonra Başlar
Bir kitabın yayımlanması, maceranın sonu değil, başlangıcıdır. Her kitabın kendine özgü bir yolculuğu vardır ve bu yolculuk, tahmin ettiğinizden çok daha zorlu olabilir. Bu süreçte hayal kırıklıklarına uğramak da ne yazık ki işin bir parçasıdır. Türkiye’nin tek Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk‘u düşünün. Kendisi köklü bir aileden gelmesi, iletişim ve medya dünyasında sayısız kanala sahip olması gibi pek çok avantaja rağmen, tanınan ve başarılı bir yazar haline gelmesi ilk kitabıyla olmadı. Uzun soluklu bir çaba ve azimle, birden fazla eserle kalıcılığını ispatladıktan sonra bugünkü konumuna ulaştı.
Bu örnek de gösteriyor ki, sabır ve yılmadan mücadele etmek, yazarlık serüveninin en temel kuralıdır.
Şimdi Kolları Sıvama Zamanı
Amacımız sizi hayallerinizden vazgeçirmek değil, onları gerçekçi bir temele oturtmanızı sağlamak. Kitabınız yayımlandığı anda, asıl işin başladığını bilmeli ve bu süreci hayatınızın en büyük meydan okuması olarak kabul etmelisiniz. Özellikle ilk altı ay boyunca her gün, her saat, kitabınızın potansiyel okurlara ulaşması için çalışmalısınız. Kitap tanıtımını, sosyal medya paylaşımlarını, okur gruplarıyla iletişimi, kitabınızın duyulması için kullanabileceğiniz her platformu aktif bir şekilde değerlendirmelisiniz.
Unutmayın, başarı tesadüflerin değil, kararlılığın ve yoğun çabanın bir sonucudur. Hayal kurmakla kalmayın, o hayali gerçeğe dönüştürmek için ter dökün. Artık mazeretlerin arkasına sığınma vakti değil, kollarınızı sıvayıp kitabınızı herkese tanıtma vakti!