Geleneksel yayıncılık dünyası, bir yazarın hikayesini La Fontaine’in masalındaki gibi anlatır: “Bütün yaz saz çaldın, şimdi de oyna biraz.” Bu masalda yazar, emeğinin karşılığını arayan bir karıncanın gözünden, sadece “eğlence peşinde” koşan bir Ağustos Böceği’dir. Oysa biz, bu masalın haksızlığına isyan ediyoruz.
Biz biliyoruz ki bir yazarın yaratıcılık süreci, aylaklıktan çok uzaktır. Tıpkı John Berger’in bahsettiği gibi, yazmak, “sağken yazamadığı şiirleri yazmak isteyen şairlerin ruhlarının” bir yansımasıdır. Bu bir tutku, bir mecburiyet, içten gelen bir çağrıdır.


Biz, o haksızlığa uğrayan Ağustos Böceğiyiz.
Biz, yaşamının ilk 17 yılını toprak altında geçirip sabırla olgunlaşan, hikayesini dokunaklı bir sabırla ilmek ilmek işleyen o ruhuz.
Biz, yumurtalarını ısıtmak için gövdesini tüketen, yeni hayatlar doğurmak için kendini feda eden o sanatçıyız.
Biz, Sezai Karakoç’un dediği gibi “aç kalma pahasına olsa da öten” ve gölgede saklanma kurnazlığını reddeden o cesur sesiz.
Biz, o haksızlığa uğrayan Ağustos Böceğiyiz.
Ağustos Böceği olarak, biz yazarın yalnızca bir meslek sahibi değil, aynı zamanda bir sanatçı ve müjdeci olduğuna inanıyoruz. Misyonumuz, o haksız hikayeyi tersine çevirmektir. Amacımız, yazdıkları sadece bir “ürün” olarak görülüp raflarda unutulan yazarlara, eserlerinin sanatsal değerini hatırlatmak ve bu değeri tüm dünyaya duyurmaktır.
Sanat ve Sürdürülebilirlik
Ticari kaygılar, bir sanatçının ruhunu en kolay tüketen şeydir. La Fontaine’in hikayesi tam da bunu anlatır: Sanatını icra eden Ağustos Böceği, sonunda soğuk ve aç kalır. Ancak biz bu hikayenin başka bir sonu olduğunu biliyoruz.

Ağustos Böceği platformu, sadece yazarları değil, bu platformu var eden insanları da “Ağustos Böceği” ruhuyla bir araya getiriyor. Bizim ekibimizdeki her birey, tıpkı sizin gibi içindeki sesi susturamayan, yayıncılık sektörüne tutkuyla bağlı profesyonellerden oluşuyor. Çoğumuzun çalışanı olduğu ve geleneksel yayıncılık hizmeti veren Yol Akademi‘ye minnettarız; çünkü onlar, bu yeni ve özgün projemize hayat vermemiz için bize alan açtı.
Bizler, kendi alanımızda sanatsal bir tutkuyla işimizi yaparken, emeğimizin karşılığını hakça almayı amaçlıyoruz. Bu nedenle hizmetlerimiz için talep ettiğimiz makul ücretler, ne sizin sanatınızı bir “meta”ya dönüştürür ne de bizim sanatımızı öldürür. Tam tersine, bu ücretler bizim de tıpkı sizin gibi sanatımızı sürdürebilmemizi sağlar.
Unutulmamalı ki; bir Ağustos Böceği açken melodi çalamaz.
iz, sizin hikayenizin ve heyecanınızın aynasıyız. Sizinle aynı yoldan yürüyoruz ve bu yolculukta hem kendi sanatımızı hem de sizinkini besliyoruz.
Eğer siz de içindeki sesi susturamayan, geleneksel kurallara meydan okuyan, yaratıcılığının kışa hazırlık değil, ruhun ta kendisi olduğuna inanan bir yazarsanız, doğru yerdesiniz.
Çünkü biz, bu masalın bir yalan olduğunu biliyoruz.
La Fontaine’e inat, hepimiz Ağustos Böceğiyiz.
